Bir NY Fashion Week de ucusan elbiseleri ve parlayan modelleriyle gecip gitti. Bryant Park Natasha Polly, Doutzen Kros, Daria Werbowy’nin ardindan siradan New Yorkerlari agirlamaya, gunluk hayata donmeye hazirlaniyor.

Grunge 90lar geldi, 50ler gitti derken vitrinlere 60lar geri donmus durumda. Dairesel hareketlerle gecmisten sikca ilham alan moda, zamanin idollesmis starlarini yeniden dirilterek tuketiciye nostalji yasatiyor. ‘Amerika’nin orta sinif markasi GAP, bu sezon sadece 3 takim urun piyasaya cikararak, yilin mottosunu ‘Keep it simple’ olarak belirledi. Reklam kampanyasinda Audrey Hepburn’un Funny Face adli filminden sahneler kullanan firma, beyaz gomlek siyah pantalon klasigini daha 1 yil once bir renkten digerine burunen zamane gencligine giydirmeyi basardi. 1993 yilinda Isvicre’de olen Hepburn, hayatinin son yillarini UNICEF elcisi olarak, ‘3. Dunya’ ulkelerini dolasarak gecirmisti. 1988′ de asi kampanyasi dahilinde Turkiye’ye de ugrayan Hepburn, bir demecinde Afrika’da annelerin ve cocuklarin yemek pesinde 10 gun yurumek zorunda olmasina dayanamadigini belirtmisti. Amaci, insan haklarinin politize edilmesini onlemek, politikayi insancillastirmakti. Angelina Jolie ile karsilastirildiginda bu konuda ne kadar basarili oldu bilemeyiz, ne de olsa o hic cocuk evlat edinmedi ve Namibya’da kendine bir ‘gated community’ kurmadi, fakat moda alaninda isminin dunyanin her yerinde, herkes tarafindan bilindigi asikar. Eylul basinda US Open’i buyuk heyecanla izleyen sporseverler tenis topunu bir saga bir sola takip etmekten farkedememis olabilirler; tek bayanlar sampiyonu, dunyanin yeni sevgilisi Maria Sharapova final macina Audrey Hepburn’un Breakfast at Tiffanys filmindeki kostumunden esinlenerek hazirlanan siyah bir ‘kostum’le cikti. Pariltili yakasi, gogus altindaki kemeri ile spor yazarlarindan, gece kiyafetine benzetilenerek buyuk elestri toplayan Sharapova’nin kostumu, kabul etmesi zor bir noktaya parmak basti; ‘image is everything.’ 6 yasindan beri sahalarda olan, sirf tenis tutkusu yuzunden annesini birakip babasiyla Amerika yollarina dusen 19 yasindaki Sharapova genc yasinda kazandigi tum basarilara ragmen, dis goruntusunun kendine olan guveninin buyuk kismini olusturdugunu soyluyor. 2-0 gibi ezici bir skorla yendigi rakibesi Justine Henin-Hardenne NY’un gorkeminden ve hizindan yorgun dustugunu soylerken, Sharapova mavi gozlerini kocaman acarak, bu tamamen insan yapimi gorkemli sehri, ‘en sevdigi sehir’ ilan etti ve Anna Kournikava yolundan gittigi iddalarina cevaben kupayi kapti.

Biz de nostaljiye yenik duselim, gecmisin pembe bulutunda yuksek belli pantolonlarimizi giyip, belimize kalin kemerlerimizi takalim ve hep birlikte Audrey’i My Fair Lady’deki haliyle analim, mutlu olalim. Nasil demisti, ‘I only know when he began to dance with me, I could’ve danced danced danced all night!’

Advertisements