american elections ’08


Shepard Fairey

Shepard Fairey

Hyperakt Design Group

Hyperakt Design Group

themac

themac

xtrapop

xtrapop

Thh70

Thh70

nix-toxic

nix-toxic

snuffhouse

snuffhouse

datefarmers

datefarmers

Also check out Barack Obama in Paris

Temel gıda fiyatlarında son yıllarda görülen artış, herşeyden ucuz ve bol tüketmeye alışmış Amerikalılar’ı da telaşlandırmaya başladı. Gıda problemi, yardım derneklerinin gündeminden günlük gazetelerin manşetlerine sıçrarken, medya alternatif ve sürdürülebilinir üretim yöntemleri arayışında. Daha önceki yıllarda sembolik gösterilerden öteye gitmeyen 16 Ekim Dünya Gıda Günü kutlamaları, bu sene birçok tartışmaya sahne oldu.

Hızla artan talebe kıyasla sabit seyreden gıda üretimi, 2007-2008 yıllarında ortalama pirinç fiyatının %217,tahıl fiyatının ise %136 artmasına yol açtı. Gıda fiyatlarındaki bu anormal artış, Amerika için bir ilk değil. 1973 yılında et ve tahıl fiyatlarında görülen yaklaşık %15lik artış huzursuzluk yaratmış, kriz sonucu zamanın Nixon hükümeti, çözüm getirmesi için, Earl Butz’ı Tarım Bakanı olarak atamıştı. Butz önderliğinde oluşturulan devrimci sayılabilecek tarım politikaları tarım ticareti yapan şirketleri destekleyerek küçük çiftçiyi istikrarsız bir pazara itti.

Bugün, Dünya Ticaret Örgütü’nün yürütmeye çalıştığı, geçerliliği tartışılır, Doha Round Ticaret Görüşmeleri’nin ana hedefi olan sübvansiyonlar, ilk defa Butz döneminde uygulanmaya başlandı. Devlet, çiftçi kredisi vermek yerine seri imalat yapan endüstriyel tarıma destek vermeyi seçmişti. Sübvansiyonlar ile çok düşük fiyata satılan endüstriyel mısır karşısında, küçük çiftçi ürettiğini satamaz hale geldi. Mısır, ucuz ve fazla miktardaydı; dolayısıyla yan ürünleri hızla türedi. Mısır ve yüksek kalorili yan ürünlerine olan bağımlılık bugünkü obezite probleminin başlıca nedenlerinden. Mısır, yalnızca bireysel tüketim için değil büyükbaş hayvan besininde de yaygın olarak kullanıldı. Amerika’da bugün, tahıl yemeye alışık olmayan otçul hayvanların sindirim sistemlerini düzenleyebilmek için sıklıkla antibiyotik ve enzim enjeksiyonu yapılınıyor.

20. yüzyıl gösterdi ki, kontrolsüz endüstriyel üretim sürdürelebilinir bir çözüm önerisi değil. Başkanlık seçiminin ana başlıklarını oluşturan enerji kaynaklarında dışarı bağımlılık, artan petrol fiyatları ve küresel iklim değişimi gibi hassas konular fabrikalaşmayı ve seri üretimi geçersiz kılıyor.

Gıda fiyatlarındaki artış, küreselleşmeye tepkiyi de yaygınlaştırdı. Gelişmekte olan ülkelerde ayaklanmalar arttıkça, Dünya Bankası ve IMF serbest-ticaret politikalarının da inandırıcılığı kalmadı. Ulus-devlet fikrini geri çağıran ulusal “gıda egemeliği” kavramına verilen önem arttıkça Amerika’nın küresel egemenliği de sekteye uğruyor.

Tüm dünyada artış gösteren “yerel”e özlem, Amerikan tarım kültürünü de yeniden şekillendiriyor. Gıda aktivistlerinin sayısı hızla artarken taze ve organik gıdaya yönelim çoğalıyor. Yerel üretim, herkesin temel besinini  yetiştirdiği küçük bir bahçe, birkaç yıl önce hippilerden kalma, zamanı geçmiş, hatta sağlıksız olarak değerlendirilirken günümüzde, özellikle yeni nesil tarafından, destekleniyor. Amerika, yeni bir hükümetle, daha sağlıklı, daha doğal ve daha lokal bir gelecek vadediyor.

Bundan 6 ay önce, henüz Demokrat ve Cumhuriyetçi adaylar kesinleşmemişken, NYTimes gazetesinin internet sitesinden yayınladığı seçmen röportajlarını izliyordum. Aday seçimleri hakkındaki sorulara Cumhuriyetçi seçmenlerin verdiği cevaplar şaşırtıcı, hatta korkutucuydu. Son 1,5 yıldır ciddi bir ekonomik kriz içinde bulunan Amerika’da kendini Cumhuriyetçi olarak adlandıran seçmenlerin çoğu asla kürtaj yanlısı bir adaya oy vermeyeceklerini söylüyor, ekonomik eşitsizlik, yükselen enflasyon ve Irak savaşı gibi konuları ikinci plana atıyorlardı. “Bir kadının bebeği hakkında verdiği çok özel ve kişisel karar nasıl olur da yaşları 7’den 70’e değişen politik bireylerin başkan adayı seçimini etkileyebilir ?” diye düşünürken Cumhuriyetçiler, başkan yardımcılığına gazeteler tarafından “hristiyan, tutucu ve kürtaj karşıtı” olarak tanımlanan Sarah Palin’i getirdi. Bu yazı, ahlak meraklısı Cumhuriyetçiler’i sorgularken Palin fenomenini değerlendirmeye bir teşebbüs.

Cumhuriyetçi partinin güzel, erdemli ve dinine sadık Palin’i başkan yardımcısı koltuğuna oturtmasının en önemli nedenlerinden biri, henüz Barrack Obama’ya ısınmamış Hillary Clinton yandaşlarının oylarını toplayabilmek. Daha önce 10.000 kişilik Wasilla şehrinin belediye başkanlığını yürütmüş, 1,5 yıldır da Alaska valiliğini sürdüren Palin rakiplerine kıyasla acemi bir politikacı. Cumhuriyetçiler için ise bu çok da önemli değil; Palin’in de şimdiki başkan George Bush gibi işi yıllar içinde, deneye yanıla öğreneceğini düşünüyorlar. Tanıtım konuşmasında Palin, kendisine tamamen zıt politik görüşleri olan Clinton’ı överek, Beyaz Saray’da onun açtığı yoldan gideceğini açıkladı. Cumhuriyetçiler, adaylığı süresince Clinton’a saldırarak, elde ettiği her başarıyı kadın olmasına bağlarken, New Hampshire’da seçim öncesi ağlaması duygusal sömürü olarak yorumlanmıştı, kadınların sözde çekiciliğini şimdi kendi avantajlarına çevirmek istiyorlar. McCain, Barrack Obama ve Joseph Biden’ı Hillary Clinton’a tercih etmiş Demokratlar karşısına eski Alaska güzeli, 5 çocuk annesi, profesyonel koşucu ve Alaska valisi “süper kadın” Palinle çıktı. Bu hareketiyle yenilikçi olduğunu savunan McCain, Hillary Clinton’ın başarısını cinsiyetine indirgemekle kalmıyor, seçmenleri de politikadan uzaklaştırarak göstermelik kadın savunuculuğuyla cezbetmeye çalışıyor.

Palin aşırı tutuculuğu ile Cumhuriyetçi partinin kontrolünü elinde bulunduran Hristiyan sağcıları da mutlu eden bir seçim. Partinin tutucu tabanı, McCain’e yakınlığı ile bilinen Senatör Joseph Lieberman’ı kürtaja olumlu bakması yüzünden başkan yardımcılığına uygun görmedi. Palin ise görüntüde çok uygun bir profil çizmiş olmalı ki hakkında ne McCain ne de parti üyeleri gerekli araştırmayı yapmadı. Bir NYTimes haberine göre Palin hakkında araştırma yapması için görevlendirilen kişiler, McCain’in kararını açıkladığı günden bir önceki gün Alaska’ya gelmişler.  Halka dürüstlüğü ve çalışkanlığı ile lanse ettiği yeni başkan yardımcısı hakkında çok az şey bilen McCain, bir haftadır Palin hakkında çıkan skandalları temizlemekle uğraşıyor. Palin’in 17 yaşındaki bekar ama hamile kızının içki şişeleriyle çektiği fotoğraflar internette dolaşırken, Palin şimdiden OK ve US Weekly gibi magazin dergilerinin baş sayfasında boy gösteriyor. McCain tarafından devlet bütçesi harcamalarında gösterdiği tasarruf ile övülen Palin’in 6.700 kişilik bir kasaba için 27 milyon ABD doları federal fon harcadığı da ortaya çıktı.

Başkan seçilmesi durumunda 72 yaşındaki McCain’in yardımcısı Sarah Palin olacak. Hiçbir uluslarası politika deneyimi bulunmayan, ulusal politikaya gelince daha birkaç ay öncesine kadar “başkan yardımcısının görevi nedir ki ?” diye soran Palin, McCain sağlık nedenleriyle görevini bırakmak zorunda kalırsa Amerika’nın başkanı olacak. O zaman bu koca ülkeyi 17 yaşında çocuk, sonrasında kariyer yapan “süper kadınlar” ve en büyük korkuları kürtaj olan anneanneler sararsa şaşırmamak lazım.

16 Eylül 2007 tarihinde Radikal Genç‘te yayımlandı.

Hillary Clinton, adaylığı için kritik olan Teksas ve Ohio seçimlerini kazandı. Fakat Obama’nın beklenmedik yükselişi ve Teksas-Ohio’yu kazanması halinde adaylığının kesinleşecek olması bizlere Hillary Clinton’ın çok da bilinmedik, dahası beklenmedik bir yüzünü gösterdi; kazanmak için rakibi kötülemesi, yani negatif kampanya yürütmesi.

Röportajlarında, yaşı ve deneyimi gereği adaylığı kaybetme durumunda bunu çok da dert etmeyeceğini, eski pozisyonuna memnuniyetle geri döneceğini belirten Clinton’ın seçim kampanyası, demeçleri kadar ılımlı değil. Şubat ayında Yale Üniversitesi’ndeki bir konuşmada ağlamasıyla başlayan “bu görevi ben, herkesten çok ben, hakettim,” yakarışı Obama’nın dinine ve ırkına göndermelerle devam etti. Obama’nın Somali geleneksel kıyafetiyle ç ekilmiş fotoğraflarının dağıtılması, video görüntulerinde daha siyah ve geniş burunlu gösterilmesi Clinton’ ın yüzeysel saldırılarından sadece birkaçı. Son olarak Clinton’ ın başvekillerinden Geraldine Ferraro, Obama’nın yükselişini siyah olmasına bağlayarak, “bir kadın ya da beyaz bir adam olsaydı asla bu pozisyonda olamazdı,” dedi.

Clinton’ ın asıl saldırı noktası ise tahmin edileceği gibi Obama’nın genç yaşı ve dış politika alanında deneyimsizliği. Kendi pozisyonunu güç lendirmek için John McCain’e göz kırpan Clinton, onun da kendisi gibi başkanlık eşiğini atlamış olduğunu söyleyerek McCain’e övgüde bulundu. Bu muğlak kriterin önemini savunan Clinton, kendini Obama’dan ayırarak Cumhuriyetçi liderle dizdize poz verdi. Obama’nın “umut” ve “değişim” söylemleriyle dalga geçerek bunların bir başkan yaratamayacağını, yalnızca sözden ibaret olduğunu savunan Clinton son olarak korku politikasına da başvurdu. Ohio seçimlerinden önce yayınlanan “saat sabaha karşı 3” reklamında Clinton kendisini Amerikan rüyasının tek geçerli koruyucusu olarak gösteriyor. Reklam süresince arka planda İtalyan bir mafya babası tehditkar sözler savururken ekrana klasik bir Amerikan evinde mışıl mışıl uyuyan sarışın kız çocuğu ile erkek kardeşi geliyor. Clinton ayrımcılık yapıyor olmamak için bir başka evde uyuyan kıvırcık saçlı, siyah kız çocuğu görüntüsünü de eklemeyi ihmal etmemiş. Bu sırada çalan telefona Clinton ofisinden her zamanki şıklığı ve tok sesiyle cevap veriyor; ‘“Ben Hillary Clinton”, tüm donanımımla 24 saat burada ve göreve hazırım.’

Peki nasıl oldu da adaylığını ilk açıkladığında taraftarlarda 90lar’ın saygı duyulan Amerika nostaljisini uyandıran, günümüzün Joan of Arc’ ı ilan edilen Hillary Clinton böyle ucuz kampanyalardan medet umar hale geldi? Yanıt, Clinton’ın sertçe eleştirdiği “değişim” söylemini çok da yerine getirememesinde.

Clinton özellikle profesyonel hayatta erkek hakimiyetinden bunalmış kadınların umudu, gurur kaynağı oldu. Üretim sektörünün çöküş yaşadığı Ohio’da bile kadınlar, adaylarının NAFTA yanlısı olduğu zamanları “öyle gerekmiş, öyle olmuş” diye kestirip atarak Clinton’ı erkek egemen dünyada varolmaya çalışan fedakar bir kahramana çevirdiler. Bu kadar hoşgörü ve sempatiye rağmen Obama ile kıyaslandığında Clinton eski tasın biraz parlatılmış hali. Hillary/Bill Clinton ortaklığı soldan cok merkeze yakın bir anlayışı temsil ediyor. Hillary Clinton’ın tartışmalarda süregelen politik tavrı, sorulara verdiği kapalı yanıtlar, büyük ilaç firmalarından ve silah sektöründen aldığı maddi destek onu Aristotle’ ın değişiyle “politik bir hayvan”dan, yani devletin himayesindeki vatandaştan öteye götürmüyor.

Obama’nın farkı ise seçim kampanyasında gizli. Klasik anlayışa ters olarak, Obama ve ekibi tabandan yayılan destegin peşinde. Seçmene bir TV ekranından seslenmek ya da belirli medya otoritelerinin gönlünü çalmak yerine Obama halkla birebir ilişki içerisine girdi. Büyük bölümü internetten yürütülen kampanyada gönüllü çalışanlara tam sorumluluk verildi ve yardımcıdan cok organizator statüsü tanındı. Bu sayede kampanyada çalışan herkes siyasette aktif bir rol oynamıs oldu. Obama, en başta söz verdiği gibi kampanyasını tamamen siyasi idealler uzerine kurdu. Bu yüzden Hillary Clinton’a asla kişisel bir saldırıda bulunmadı. Obama’nın radikal kampanyasındaki eşitlik ve serbestlik ilkelerinin dezavantajları yok da değil. Kişisel saldırılar karsısında Obama sakinliğini korusa da baş danışmanlarından Samantha Power aynı mesafeyi koruyamadı. Aynı zamanda Harvard Universitesi’nde profesorlük yapan Power, Iskoc gazetesine yaptığı bir açıklamada Clinton’ı “canavar” olarak değerlendirdi ve hemen ardından danışmanlık görevinden istifa etmek zorunda kaldı.

Barrack Obama, Senato’ya ilk girdiğinde Hillary Clinton’ı ziyaret ederek tavsiye istemi ş. Clinton ona çalışkan olmasını ve çok dikkat çekmemesini önermiş. Obama’nın saygıda kusur etmemesi belki de zamanında akıl hocasını yarı kulak dinlemiş olmasındandır. Clinton kötülemelerine daha ne kadar devam eder bilinmez fakat Demokratlar en şanslı oldukları yılda güç savaşı yüzünden bolünüp, başkanlığı kaybedebilirler.